Aşkımız Bir Dairedir

2013-05-01 01:56:00
Aşkımız Bir Dairedir |  görsel 1

                            Aşkımız Bir Dairedir   Başımız sonumuz yok, çünkü aşkımız bir dairedir, iç acıları öksüz, çapı ömür boyu, ince heveslerin teğet geçtiği.   Başımız sonumuz yok, çünkü aşkımız bir dairedir, her bitiş noktamız, yeni bir alfabeye açılır.   Başımız sonumuz yok, çünkü aşkımız bir dairedir, kendimi kovaladıkça senin iç denizlerine vardığım.   Başımız sonumuz yok, çünkü aşkımız bir dairedir, sana biriktikçe kendimle tanıştığım.   Hiç korkma cancağızım, bize ne hasret var ne vuslat, aşkımız bir dairedir çünkü bizim.   Serkan Engin Nisan 2013    ... Devamı

Kanada'da Şiir Sergisi 3 Türkçe Şiir

2013-03-09 10:16:00

    Kanada’da Şiir Sergisinde 3 Türkçe Şiir Serkan Engin’e ait 3 şiir, hem Türkçe hem de İngilizce olarak, Cobourg Şiir Atölyesi projelerinden olan ve geleneksel olarak Ontario, Cobourg’daki The Human Bean adlı kafede düzenlenen poetry’z own şiir köşesi çalışmasında sergilenmeye başladı. Türkiye’den sadece Serkan Engin’in Peralı Güzele Gazel (Ghazal to Pera Belle), Gecenin G Noktası (The G Point of the Night), Her Dilde Aşk (Love in Every Language) adlı şiirleriyle yer aldığı sergi, farklı ülke şairlerinin yazdığı 6 değişik dildeki toplam 7 şiiri içermekte olup 4 hafta boyunca şiir okurlarının ilgisine sunulacak. Sergide Serkan Engin’den başka Wally Keeler, Xenophon Gournaropoulos, Mark Clement and Guido Gezelle adlı şairler birer şiirleriyle yer aldılar. Her birinin İngilizce çevirisi sergilenmekle birlikte, 3 Türkçe ve birer adet Flemenkçe, Çince (Mandarin), Yunanca ve Almanca şiir, sergi kapsamına dâhil edildi. Şiir sergisine ait fotoğraf albümüne aşağıdaki linkten ulaşılabilir: https://www.facebook.com/media/set/?set=a.556566067701738.128596.100000450506940&type=1&l=ff191af3d4  ... Devamı

Türkiyeli Şairin Şiirleri Japon Edebiyat Dergisinde

2012-11-07 09:59:00
Türkiyeli Şairin Şiirleri Japon Edebiyat Dergisinde |  görsel 1

  Türkiyeli Şairin Şiirleri Japon Edebiyat Dergisinde İngilizce şiir çevirileri daha önce The Tower Journal, Mediterranean Poetry gibi uluslararası edebiyat dergisi ve platformlarında yayımlanan, İmgeci Sosyalist Şiir Akımı’nın öncüsü Şair-Yazar Serkan Engin’in şiirleri, geçtiğimiz aylarda Osaka Üniversitesi’nden Prof. Sugiyama Masao tarafından Japonca’ya çevrilmişti.  Bu Japonca şiir çevirileri, editör Ishiki Makoto  tarafından Shi to Sisou adlı Japonya’nın en önemli şiir ve felsefe dergisinde yayımlanmak üzere seçildi.  Derginin Mayıs sayısında, Serkan Engin’in şiirlerine, özgeçmişine ve sanatsal çalışmalarına dair ayrıntılı bilgilere üç sayfa yer verilerek Türkçe Şiir’in Japonya’da temsil edilmesi sağlanacak.   Aşağıda Prof. Sugiyama’nın ilgili iletisi yer almaktadır: Dear Mr. Serkan, How are you doing recently? My colleage and poet Hosomi Kazuhiro sent me a message today and said that the editor of {Shi to Sisou](Poem and Thought), Ishiki Makoto, will publish your poems I translated in coming May if you will agree. This magazine is one of few, but major one for poems an philosophy in Japan. The editor will give you three pages for your poems and comments about your personality and activities in your country etc. He says, however, there is no payment for the publication. If you agree with this proposal, could you reply me as soon as possible? Later I need comprehensive description about your creative activity from you. This should be the first introduction of you in Japan. Best regards Prof. Sugiyama Masao Faculty of Libaral Arts & Sciences Osaka Prefecture University Naka-ku, Gakuen-cho 1-1, Sakai-shi/Osaka 599-8531 Japan sugiyama@las.osakafu-u.ac.jp... Devamı

ARSIZ AKROSTİŞ VE SERKAN ENGİN ŞİİRİNİN DOKUSU

2012-06-25 18:21:00

  ARSIZ AKROSTİŞ VE SERKAN ENGİN ŞİİRİNİN DOKUSU   KİTABIN ANLAMSAL PANORAMASI: Serkan Engin, şiirin ince örgüleri arasından toplumsal duyarlığı kimi zaman yansıtan, kimi zaman kaşıyan, kendini “İmgeci Toplumcu” olarak niteleyen bir şair. Her şiirinde,  ince düşünülmüş, kimi zaman Ece Ayhan’a da selam salan imge blokları arasından, kimi zaman ironinin çuvaldızı ile insanların ötelenmesine, ötekileştirilmesine meydan okur. Bu insanlar kimi zaman “içinden geçer kezzaplı gecelerin “ tanığı genelev kadınlarıdır. Kimi zaman, “Veysel ki kahrolası(!)/ıskartası mahallenin /sokağın utanç hanesinde” dizeleriyle cinsel tercihleri nedeniyle her türlü baskı ve şiddetin gölgesinde yaşayan eşcinsellerdir. Bazen, “kalbimi çekiç yaptım da düzeltemedim / hayatımın eğri büğrü kaportasını” dizeleriyle küçük yaşta küçük çıkarlar uğruna şiddete ve sömürüye terk edilen “kırık” çıraklardır. Bazen de, “intihar marşıyla geçerler önümüzden / şiddet emzirir deve dikeni ömürlerini” dizeleriyle küçük köy ve kasabalardan gelip,  metropol tarafından kusularak atılan tinerci çocuklardır. Şair, “günün deliğini kalbinle yamar gündelikçi Gülizar /hüznün minör notalarıyla çağrılır adı” dizeleriyle varoşlardan gelip sigortasız, güvencesiz burjuvazinin pisliklerini temizleyen gündelikçi kadınları da gözden uzak tutmaz. Aynı varoşlardan gelip de içindekilere hiçbir zaman ulaşamayacağı lüks mağazalarda tacize ve her türlü sömürüye açık tezgâhtar kızlar da unutulmamıştır: &ldq... Devamı

Attila József’e Cinnetli Taahhütlü Mektup

2011-11-21 17:04:00
Attila József’e Cinnetli Taahhütlü Mektup |  görsel 1

  Attila József’e Cinnetli Taahhütlü Mektup Bizi önce işsizlikten, açlıktan, umutsuzluktan, bizi umursamazlık, kayıtsızlık, adam yerine koymamazlıktan, bizi aşktan gebertirler de, sonra ulusal kahraman yaparlar Attila Abi... Ben henüz atamadım kendimi sencileyin trenlerin altına, kafama sıkamadım henüz, kaç kez iştahla istemiş olsam da. Beş yıl fazla yaşamışım an itibariyle senden, beş sene geç kalmışım bu vandal gezegenden kurtulmakta, biteviye acılarımı dindirmekte, bu ömrü pranga gibi peşim sıra sürüklemekten azad olmakta. Bizim de Marto’muz oldu Attila Abi, biz de bindik cinnet tramvayına çırılçıplak. Kan revan sustuk çöl kelimelerde, aşk revan yıkıldı içimizdeki granit kuleler. Düşlerimizin derisini yüzdüler bodoslamadan. Biz de birkaç kez psikiyatri koğuşunda, parasız yatılı okuduk cinnet alfabesini. Fare deliği gibi bir koridorda volta atıp, aynı yatakta iki kişi yatma çilesi çektik hatta. Ben anne bilmedim, annem yakamda bir kangren çiçeğiAttila Abi. O fazladan beş senemi gözüm kapalı seninle değişirdim, seninki gibi bir anam olsun için. Bizim anamız, vara yoğa kızar da, karda kışta sokaklara atardı beni babamın eliyle. Tren garlarında, parklarda, cami avlularında, merdiven aralarında, beton zemin üstünde yatırırdı beni. Çok aç-açıkta kodular beni Attila Abi, sencileyin “üç gün ağzıma lokma koymamış” değilsem de. Abi ne çok dövdüler beni… Hasretle bekliyorum, seninle kadeh tokuşturacağımız günleri… Serkan Engin Kasım 2011       ... Devamı

Yakamda Devrim Senfonisi

2011-11-20 08:45:00
Yakamda Devrim Senfonisi |  görsel 1

Devamı

Rimbaud’a şiirli mektup, kısa metrajlı

2011-11-17 04:17:00
Rimbaud’a şiirli mektup, kısa metrajlı |  görsel 1

  Rimbaud’a şiirli mektup, kısa metrajlı Onlar ki, el pençe divan durup şiir erklerinin önünde, böyle kapıkulu, bunca köpekleşerek, şiir namuslarını takas ettiler, kıçı kırık ödüller, büyük yayınevlerine giriş vizeleri, antolojilere ve şiir yıllıklarına sızabilme ulufeleri, vesaire vesaire gibi, daha ne çok paçavra ile. Onlar ki uyduruk şiir dinletilerinde, şiiri meze yaptılar rakıya, ağızları ve bi’ tarafları sulanarak, haremleri için av saydıkları, şiir dinlemeye gelmiş genç kadınlara. Onlar ki başbakan masalarında kemik yaladılar, şiir namusunu satarak, ciğeri beş para etmez ikbal beklentileri uğruna. Onlar ki çıkar için, şiir baronlarına yalakalık etmekten çekinmediler; onlar ki kendilerine kapıkulu şairciklerden mürit edinmekten ar eylemediler, Sikli Baba Tekkesi’ne çevirdiler şiir camiasını hiç utanıp sıkılmadan, omuz omuza. Siktir et, fazla umursama Rimbaud; orospu dizelerin çocuğu bunlar son tahlilde işte… Serkan Engin Kasım 2011 ... Devamı

ŞAİRLERE FISTIK ATMAYINIZ

2011-11-13 01:51:00
ŞAİRLERE FISTIK ATMAYINIZ |  görsel 1

  ŞAİRLERE FISTIK ATMAYINIZ ”Biz bir şairi şiir yazsın için ölümle korkutuz dom!” Ece Ayhan Şairlere fıstık atmayınız, bu bir şiir dinletisi. Zaten ellerinde beleş rakı kadehleri var konuk şairlerin, önlerinde lüfer ve meze. Şiir zaten bu masanın en afili mezesi, beyhude şairlere fıstık atmayınız.  “Zeki Müren’i seveceksiniz”, şairleri de. Zeki Müren kadar entrikacıdır şairler de. Mahirdirler birbirlerinin yüzüne gülüp, karşılıklı çıkar ilişkisinde bulunup arkalarından küfretmekte. Mahirdirler hatta, sefil birer bar faresiyken, Mahir Çayan’ı bile ağızlarına alacak kadar alçalmakta. Oysa asıl dertleri sadece, karşılarındaki genç kadının ağzına vermektir, karanlık ve iktidarsız dizelerini. Şairlere fıstık atmayınız, bu bir şiir festivali. Şiir baronlarıdır, peşinde kapıkulu şairciklerle teşrif eden sahnemize. Şimdi yuvarlak laflarla örülü konuşmalarını geçiştirmekte sabırsızlar sadece, akabinde gidecekleri meyhanede, barda, yeni avlar edinmek için haremlerine.  Şairlere fıstık atmayınız, bu bir başbakan masası. “Yiyin efendiler yiyin” politik erkin nemalarını. Satın üç kuruşluk ikbal uğruna şiir namusunu, ne gam. Devir köşe dönme devri değil mi zaten a canım. “Ananızı alın da gidin” hatta Tayyip Amcanızın kucağına. Tadından yenmez şair etiketinin sosyal rantı, ah siz nereden bileceksiniz. Uslu durun sadece, emirlere uyun, şimdi kaval çalacaklar size. Şairlere fıstık atmayınız... SERKAN ENGİN KASIM 2011 ... Devamı

İzmir'e Serenat

2011-11-11 23:55:00

  İzmir'e Serenat Benim için de öp İzmir’i İzmir ki kocaman bir öpücüktür zaten Ege’nin dudağına kondurulmuş Aşkın ve şiirin en çok yakıştığı şehir, hayatta ve tabiatta Serçelere ve şiire çalıştığım en zarif coğrafya Bura İzmit, bir harf kadar uzağım şiire ve sana İzmir’den denize dök kalbimi Serkan Engin Kum Dergisi Temmuz 2011 Devamı

Dinamit Olun!

2011-11-11 11:10:00
Dinamit Olun! |  görsel 1

  Dinamit Olun! ''Ben insan değil bir dinamitim'' Friedrich Nietzche Kralların kıçını koyduğu altın yaldızlı bir kubur olmaktansa, o sarayı kendimle birlikte havaya uçuran bir dinamit olmak isterim ve olurum da her ne istersem, çünkü ne olduğumuz sadece bize bağlıdır, ne olabildiğimiz ise iradi seçimimiz kadar yeteneklerimiz ve nesnel koşullar ile ilintilidir. Mesele, olmak istediklerimizi seçerken, irademizin dışındaki parametreleri de kavrayabilmek ve seçimlerimizi buna göre yapmaktır. Aksi takdirde hüsran kaçınılmazdır. İçinde bulunduğumuz her durum, iradi seçimlerimiz ile nesnel koşulların bir bileşkesidir. Ne tek başına iradi seçimlerimiz belirleyicidir ne de nesnel koşullar. Aynı ülkede, aynı şehirde, aynı evde, aynı ailenin bireyi olan iki kardeşi ele alalım. İkisi de aynı nesnel koşulların ana şemsiyesi altında doğup büyüyüp gelişiyorlar. Yani kişiliklerinin oluşumunu etkileyen birincil etmen olan aile aynı; içine doğdukları coğrafyadaki ideolojik, dini, ulusal, etnik, dilsel ana şemsiye de aynı. Peki bu iki kardeş, yetişkin çağa geldiklerinde nasıl biri faşist diğeri de sosyalist olabiliyor. Sadece farklı okullarda okuyup, farklı insanlarla tanışmaları ve bu kişiler üzerinden farklı ideolojilerden etkilenmeleri, tek başına sorumuzun yanıtını karşılıyor mu? Yoksa, daha ötesi mi var? Bakalım şimdi; ''İnsanların maddi koşullarını belirleyen onları bilinçleri değildir, bu maddi koşullar onların bilinçlerini belirler'', diyor Karl Marx. Kesinlikle doğru, ama eksik. Elbette nesnel gerçeklik insan bilincinden bağımsız olarak vardır ve bu koşullar bireyin bilincinin belirlenmesinden etkendir, ama sosyalist birey kendini kuşatan nesnel gerçekliğe rağmen, kendi kişiliğinde devrim yaparak kendini inşa edebilen bireydir. Yoksa kap... Devamı

Her Şiirin Uyaksızı

2011-11-09 11:16:00
Her Şiirin Uyaksızı |  görsel 1

  Her Şiirin Uyaksızı   İki yalnız bir adaya yakışır Burgaz’ın mavisinde unut beni Martların düşlerine teyelle Tenhaydık, tarumardık hayat valsinde Çocuk gülüşlerine ilikli iki haylazdık Viran günleri susuyorduk denize baka İnatla elma şekeri bir sabaha birikiyorduk Bütün kediler bencileyin uzak atlas Tüm dalgalar sencileyin bahar hecesi   Eksik bir yağmurdu kalbimize yağan Sokaklar koşar adım kedere açılıyordu Biz bir susuyorduk üç gülüyordu halimize kargalar Kimselerin bayramında adımız anılmıyordu Alargaydık alengirli sürüye, künt seslere yankısızdık Kavruk harflerle yazılı bir ömrü sürüklemekten bıkkın Her şiirin uyaksızı olmaktan kırgındık   İki yalnız bir adaya yakışır cancağızım Gel Burgaz’ın mavisine göm beni   Serkan Engin Kasım 2011   ... Devamı

Bir Elma Şekeri Kalbim

2011-11-03 18:18:00
Bir Elma Şekeri Kalbim |  görsel 1

    Bir Elma Şekeri Kalbim Kan telaş içinde geldim yarim dizlerinin dibine Göğsümde bir sustalı gibi taşıdığım hayata çekilmiş kalbim Ve uçan balonlarla örülü en çocuk heveslerimle Kalbim zaten bir elma şekeridir Sen ısırdıkça Aşk’a çoğalan Serçelerin sığınak yeridir beyaz istila zamanı Papatyalarla tango yaptığım yerdir baharda Top oynadığım çayırdır saksı kaçkını sardunyalarla Çocuklarla birlikte hayata nanik yaptığım lunaparktır Yarı yolda koma beni, tarumar etme umudumu zinhar Kan telaş içinde geldim yarim dizlerinin dibine Göğsümde bir sustalı gibi taşıdığım hayata çekilmiş kalbim Ve uçan balonlarla örülü en çocuk heveslerimle Serkan Engin Kasım 2011 Devamı

Bir Şairin Anatomisi

2011-11-02 01:49:00

Bir  Şairin Anatomisi   Ne çok dövdüler beni, kaç kez ağır tonajlı sövdüler, ne çok aç-açıkta bıraktılar alenen, betonun üstünde, merdiven boşluklarında, parkların, tren garlarının bankları üstünde yatırdılar. Kaç aşkın kefen bezi bu kötürüm kalbim, kaç işsizlik, parasızlık buhranının tortusuyum. Kaç kez hesaplaştım, çarpıştım kendimle ve hayatla, kaç kez kendimi aştım adım adım, kaç bilinç sıçramasına birikip de geldim bugüne...E bir "Serkan Engin" kolay mı yetişiyor sanmıştınız…   Serkan Engin Umut Yarası 2011 Devamı

Türkçe Şiir Paradigmasını Dürtmek

2011-10-23 21:21:00

  Çeviri şiir okumaktan haz almadığım ve şiir çevirisinin zorluklarını göz önüne alarak da olsa, Dünya Şiiri'nin biçemsel açıdan nitelik olarak Türkçe Şiir'in çok gerisinde ve estetik düzlemde çok altında olduğunu gördüğüm için pek çeviri şiir okumam. Tomas Tranströmer'in adını bile duymamıştım bu yüzden. Varsın bu da benim ayıbım, cehaletim olsun, ama Nobel Edebiyat Ödülü sonrası biraz şiirlerini araştırdığımda, kendisini ve şiirlerini önceden tanımamış olmakla hiçbir kaybım olmadığını gördüm. Buyrun örneğe bakalım: İZMİR SAAT ÜÇ Hemen hemen bomboş sokakta az ileride iki dilenci, birisi tek bacaklı ötekinin sırtında taşınıyor durdular - geceyarısı far ışığında donup kalan bir hayvan gibi - sonra yürümeye devam ettiler ve okul bahçesindeki çocuklar gibi çabucak geçtiler caddeyi öğlen sıcağında sayısız saatler tıkırdarken uzayda. Mavi parıldayarak kaydı geçti dubaların önünden, Kara süründü ve büzüldü, taştan dışarı bakarak, beyaz bir fırtına olup esti gözlere. Nalların altında ezilince saat üç ve karanlık ışık duvarını çalınca uzandı şehir denizin kapısının ayaklarına ve parıldayarak akbabanın keskin gözlerinde. Tomas Tranströmer Çeviri: Gürhan UÇKAN   Metin Cengiz ya da Ahmet Erhan bile bu kadar vasat şiir yazmıyor bizim coğrafyamızda. Pekâlâ, Hüseyin Alemdar, Ersan Erçelik, bendeniz (Serkan Engin), İsveç'te yaşayan bir başka şair Özkan Mert (kendisini şahsen sevmesem ve yeteneğini hedonizme kurban ettiği için eleştirsem de kimsenin hakkını yemem) cebinden çıkartır Tomas Tranströmer'i, hatta ... Devamı

Milli Hassasiyetlerinizle Oynamak İstiyorum

2011-10-22 00:03:00

  Milli Hassasiyetlerinizle Oynamak İstiyorum Nedir milli hassasiyetlerinizin sonucu. Milli burjuvazi yaratmak için bir buçuk milyon Ermeni’nin ve beş yüz bin Süryani’nin İttihat ve Terakkiciler tarafından katledilmesidir. Dersim’de, 72 bin Zaza’nın Mustafa Kemal’in emriyle kadın, çoluk-çocuk demeden süngülenmesidir. 6-7 Eylül olaylarında gene milli burjuvazi yaratmak amacıyla, Rumların saldırılara uğraması ve mallarının yağma edilmesidir.  Öcü gibi gördüğünüz “bölünme”nin korkusu yüzünden 30 yıldır bu coğrafyada on binlerce Kürt ve Türk gencinin ölmesidir. “Vatan aşkına” ölmek ve öldürmek için emre amade olanların, vatanın ne olduğunu sormayacak, sorgulamayacak kadar bilinç körü olmasıdır milli hassasiyetlerinizin sonucu.  Oysa 100 sene önce başka yerlere “vatan” deniliyordu. Bugün kimse “oralar” için “vatan aşkı” ile yanmıyor. Milli sınırlar dediğiniz şey burjuvazinin ürünü değil miydi tarih sahnesinde, “millet” kavramı var mıydı burjuva devriminden, Fransız İhtilali’nden önce. Ne var ki sormuyor, sorgulamıyorsunuz, “Ben yoksam vatan kimin için” var diye, Ataol Behramoğlu’nun ["Ey bu topraklar için /Toprağa düşen"/ Bir karış toprağın /Var mıydı yaşarken?”] sözlerine de kulak vermiyorsunuz. Savaşları kimler çıkartır, kimler ölür diye sormuyorsunuz. Neden savaş diye bir kavram var ve ne zamana kadar sürecek diye sorgulamıyorsunuz. Ne de olsa “canınız Türk varlığına armağan”dır ve sizler devletin varlığı için var olduğunuzu sanıyorsunuz. “Devlet halklara, işçi ve emekçi sınıflara hizmet eden bir ara&... Devamı

Post-modernist Şiirler(!) Sirki

2011-10-19 01:29:00

  Post-modernist Şiirler(!) Sirki Edebiyat dergilerine ve şiir yıllıklarına göz attığınızda, başat olan anlayışın halihazırda post-modernist şiir anlayışı olduğunu görürsünüz. Uzun yıllardır ülkemizin şiir düzleminde ağırlığı olan bu poetik anlayışı, daha önce “Post-modernist Şiir(!)’deki Sefaletin Çözümlenmesi/Ekin Sanat Aralık 2005/Berfin Bahar Ocak 2006/ YKY 2006 Şiir Yıllığı/ Kıyı Yaz 2007/  Karalama Sayı 2 2007/ Sert Sessiz Haziran 2008”adlı yazımda, ayrıntılı bir şekilde çözümlemiştim. Ne var ki, o yazının en büyük eksiği, post-modernist şiir tanımına giren örneklerin yazıya alınmaması, böylece eleştirilen şiir anlayışının örneklerle somutlanmamış olmasıydı. Bu yazıda örneklerle birlikte, post-modernist şiir anlayışının yapısı somutlanarak okura sergilenecektir. Post-modernist şiir, şiirde anlamı ve anlak'ı hiçleyerek, şiiri sadece sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen ve şair öznenin bilinçaltını dışavurumundan öteye geçmeyen şiir türüdür. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran post-modernist şiir , öteki'lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürelerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen bencil ve şımarık bir metinsel oyundur. Bu şiirlerdeki insan, sadece bir plastik malzemedir. Yaşayan, umutları, kaygıları, dertleri, sevinçleri olan insan yoktur bu şiirlerde. Sadece şair öznenin kendisi ağırlık merkezidir, sadece kendi yarasını yansıtmak kaygısındadır, sadece kendisi anlamlı ve önemlidir çünkü kendisi için. Temel çeliş... Devamı

Ödül Düzleminde Şiir Erkini Yıkmanın Anatomisi

2011-10-15 21:44:00
Ödül Düzleminde Şiir Erkini Yıkmanın Anatomisi |  görsel 1

  Ödül Düzleminde Şiir Erkini Yıkmanın Anatomisi Ödüllendirmek, üst konumundaki biri ya da birilerinin, ast konumundaki biri ya da birilerine övgü lütuf etmesidir. Yani her şeyden önce iki birey arasında hiyerarşi kurar ki hiyerarşi insani değildir, dolayısıyla ödüllendirmek ve ödül beklemek de insani bir eylem değildir. Sahibinden daha doğrusu kendisini sahibi olarak gören insandan ona uygun eylem sergilediği için bir köpeğin “ödül” beklemesi, kendi yapısı açısından anlaşılabilir bir durumdur, oysa insani eylemin temel ölçütü, herkese göz hizasında bakıp kalp hizasında sevebilmek, yani kimseyi üst ya da ast saymamak, herkesi kendiyle eşit düzlemde görüp buna göre hareket etmektir. Oysa ödül beklediğiniz zaman, otomatikman ödül veren özneleri üst, kendinizi ast konumuna getirirsiniz, kendinizi eşitlik çizgisinin altına, ödül veren özneleri de çizginin üstüne çekersiniz, yani fırlatılan topu sahibine getirdiği için ödül olarak kuru mama bekleyen köpekten farkınız kalmaz. Bu açıdan ele alındığında, tek tek şiirlere ya da şiir dosyaları veya şiir kitaplarına verilen ödüllerin hem ödül talep eden hem de ödül verenler açısından, insanın insana üstünlüğünün olamayacağı, aralarında hiyerarşi kurulmaması gerektiği temelindeki insani öze aykırılığı ortaya çıkar. Ödül veren özneler, “sunan” taraf olduğu, ödül talep edenlerle aralarında kurulan hiyerarşik yapıda “üst” konumunda oldukları için bir erk gücü elde ederler. Tıpkı istediği eylemi yapan köpeğe kuru mama “sunan” ve ödül talep eden köpeğe ka... Devamı

Haydar Ergülen’e heves kırığı mektup

2011-09-13 10:16:00
Haydar Ergülen’e heves kırığı mektup |  görsel 1

  Haydar Ergülen’e heves kırığı mektup   Senin şiirlerini, kitabını çalacak kadar çok sevmiştim bir zamanlar, adımı hırsıza çıkaracak kadar. Hem çaldım, hem söyledim, sana. “Bi’ tozunu alıp koysaydın gene rafa”, demiştin de, “Abi, kimse kapağını bile açmamıştı ne yazık ki, ‘şiir okulu’ denen yerin kütüphanesinde.” demiştim. İmzan vardı içinde, elin değmişti, güzel bir şeydi, bende hatıra kalması senden. Şimdi ise, senden bana hatıra kalan sadece, istesem de belleğimden ve kalbimden asla silemeyeceğim birkaç güzel dize, en çok da: “Kırk şair birden olsam yazamam bir hevesi”.     Benim bir zamanlar şairlere dair en büyük hevesim, ansızın bir yerde, kimse tanıştırmadan, mesela bir vapurun kıç üstünde, sen dalgın dalgın martılara, denize ve Allah’a bakarken, sana rastlamak ve senin “Cümle” şiirinin son iki dizesini dönüştürüp sana hitap etmekti, tokalaşmak için elimi uzattıktan sonra: “Aşk olsun sana Haydar Abi/ Şiire kurdun cümlemizi”…     Kalbim bunca temiz diye midir bilmem, ama tam da düşlediğim gibi oldu, seninle ilk yüz yüze gelişimiz. Galata Kulesi’nin köşesinden bir adam döndü ve burun buruna geldik. Kalbim yörüngesini değiştirdi birden; baktım ki: Haydar Ergülen. Benim başka hiçbir çocuk kalpli düşüm, ince hevesim, bu kadar güzel ve böyle istediğim gibi gerçekleşmedi bugüne kadar, Haydar Abi: Yaş 35, yolun bilmem neresi… Elimi uzattım, tokalaştık ve tam da düşlediğim gibi, “Aşk olsun sana Haydar Abi/ Şiire kurdun cümlemizi” dedim, gözlerinin içine bakarak. Şaşkınlık içinde “Kim, kimsiniz&rdqu... Devamı

Mahir İrfan Benli'yi İzmit Öldürdü!

2011-09-08 19:51:00

  Mahir İrfan Benli’yi İzmit Öldürdü! “Artık bu kent deli bir hayvandır” diyordu şiirinde Mahir İrfan Benli 90′larda, bugün ise hain bir sırtlan bu kent, kendi çocuklarını yiyen…Bu kadar üzmeselerdi haksız yere İrfan Abi’yi, kalbi bu kadar yorulmazdı hayattan. Azar azar öldürdüler İrfan Benli’yi haksız ithamlar, vefasızlık ve nankörlükle. Ölümünden sonra bile devam ediyor bu kentin nankörlüğü İrfan Benli’ye. Yıllarca çalıştığı, bu kentteki ilk sanat sayfası çalışmasını başlattığı, İzmit’in ilk yerel gazetesi, İrfan Benli’nin ölüm haberini standart ölüm ilanlarının arasına koydu. Telefon açıp karşıma çıkan gazete idarecisine “Utanmadınız mı sizin gazetede yazarlık yapmış İrfan Abi’nin ölüm haberini standart ölüm ilanları arasında yayımlamaya. Sizin gazetede çalışmış olmasını bırakın, bu adam bu kentin en önemli değerlerinden biriydi” diyerek fırça attığımda ise karşımda eveleyip gevelediler. Kıskançlıklarına kurban ettiler Mahir İrfan Benli’yi bu kentte. Asla erişemeyecekleri sanatsal yetiye ve genç kadınların yoğun ilgisine sahipti, bunu çekemediler. En çok da genç kadınların ilgisini kıskandılar, özellikle İzmit’teki şiirin konsomatrisleri tayfası. Yakışıklıydı, karizmatikti, çok yetenekli ve çok yönlü bir sanatçı olmasıyla da ayrıca çekiciydi elbet İrfan Abi; genç kadınlar kendileri gelirdi yanına tanışmaya. Asla hiçbir kadını rahatsız etmezdi İrfan Abi, peşine düşmezdi, kur yapmasına bile gerek kalmazdı. İzmit’in tipsiz ve yeteneksiz şiir konsomatrisleri de hasetlerinden çatlardı bu durum karşısında, diş bilerlerdi İrfan’a. Büyükşehir Belediyesi&rsquo... Devamı

Allah'la Benim Aramdaki Farklar

2011-07-14 19:32:00

  Allah’la Benim Aramdaki Farklar N’Ah Muhsin Ünlü’ye…   Allah soykırımlara, çocuk tecavüzlerine, işkencelere göz yumar Ben bir serçenin kırılan kanadına ağlarım   Allah bol keseden huriler ve şarap vaat eder Ben ne kerhaneye giderim ne meyhaneye meraklıyım   Allah Necip Fazıl okur Ben Attila Jozsef severim   Allah annesizlik nedir hiç bilmez Beni artık hiçbir kadın annesizliğimden öpemez   Allah Fenerbahçe’yi tutar Ben Adana Demirspor taraftarıyım   Allah Mustafa Muğlalı’yı sever sayar Ben Kürdistan dağlarında yüzen kızıl bir Laz takasıyım   Allah beni yolda görse müminlerine taşlatır Ben Allah’ı yolda görsem tanımam   Serkan Engin Temmuz 2011 ... Devamı

Harf Harf Seviyorum Sizi

2011-06-23 18:53:00

  Harf Harf Seviyorum Sizi   “Ben savaşçı değil gül yetiştiricisiyim” Özkan Mert   Kürtçe güller derledim düşlerimin ince yerinden Lazca şakıyor umudumun haylaz serçeleri, hayatın omzunda Islak tümcelerini Rumca öpüyorum gecenin, ay altında Bahara Zazaca sarılıyorum en nazlı yerinden belinin   Kalbime taş atan çocukların kelepçelerinden öpüyorum acılarını Koğuşlarında Ermenice bir ağıttır ela gözlerim, kırık dökük Kederlerinin röntgenini çekmeye yetmiyor buruk harflerim   Kızıl bir Laz takasıyım Kürdistan dağlarında yüzen Kürt ve Türk canlarım yanıyor orada, hece hece düşerek toprağa Dolar dolar üstüne haince yükselirken Firavun silah şirketlerinin kâr marjı piramitleri Koltukları, apoletleri  palazlanırken obur bencilliğin   Auschwitz’de milyonlarca kez yakıldık vicdanın öldüğü yerden Yetmiş iki bin kere süngülendi düşlerimiz Dersim’de, arsız sırıtışıyla vahşetin Irak’ta hamburger üstü tatlı niyetine işkence oyuncağı olduk Amerikanca Maraş’ta, Çorum’da sokak sokak vurulduk uygarlığın kalbinden Kosova’da görmezden gelindi yakamızda katledilen çiçekler Filistin’de taşla kırdılar özgürlüğümüzün kollarını Bir milyon kere yok edildi Ermenice ninnilerimiz, Ararat’ın kollarındaki Hakkari’de çocukluğumuzun kafasına dipçikle vurdular Ruanda’da palalarla kestiler en çocuk heveslerimizi Dolar dolar üstüne haince yükselirken Firavun silah şirketlerinin kâr marjı piramitleri Koltukları, apoletleri palazlanırken obur bencilliğin   Bilmediğim... Devamı

Dilbaz Şiirler E-Kitap (Başka Dillerdeki Şiirlerim)

2011-04-18 08:52:00

Dilbaz  Şiirler E-Kitap (Başka Dillerdeki Şiirlerim)                                                                                            Devamı

SOL KROŞE (Poetik Eleştiri Yazıları)

2011-03-06 05:27:00

SOL KROŞE Devamı

Şair Çalar, Şair Oynar

2011-01-15 20:13:00

    ŞAİR ÇALAR, ŞAİR OYNAR Şairlerin hali çok acıklı doğrusu. Bazen traji-komik duruma da gelebiliyor. Çünkü şiir okuru falan yok bu ülkede, kayda değer sayıda. Bu yüzden de şairler kendileri çalıp kendileri oynuyorlar ne acıdır ki.   “Ne büsbütün içinde ne tamamen dışında” olduğum şair ortamına, artık acıyarak bakmaya başladım açıkçası. Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi büyük şairlerin şiir kitapları bile, senede bin tane satılmıyor. Bildiğim kadarıyla, istisna olarak, sadece Nazım Hikmet ve Yılmaz Odabaşı’nın şiir kitaplarının satışı, yıl içinde birkaç bin sayısına ulaşabiliyor. Edebiyat dergilerinde düzenli olarak şiir yayımlatan, şiir yıllıklarına giren şairlerin çok ünlü olanlarının dışındaki şairler, yayınevlerine kendi ceplerinden para vererek kitaplarını bastırmak zorunda kalıyorlar. O kitaplar da ancak 500 tane basılabiliyor, satmayacağı için. Dağıtımcıların çoğu, satılmadığı için, bu kitapları dağıtmaya yanaşmıyor. Kitapçıların çoğu da şiir kitapları satılmadığı için, çok ünlü ve satan şairlerin kitapları dışındaki şiir kitaplarını almak istemiyor. Aynı zamanda tanınmış bir edebiyat dergisinin de sahibi olan bir yayınevi sahibinin bizzat ağzından dinlediğim üzere, sene içinde, sadece üç şairin kitabını, seçerek yayımlıyorlar ve o kitapları da 500 tane basıyorlardı ancak. Bu 500 kitabın 50 tanesi, kitabın sahibi şaire veriliyor, eşe dosta imzalı olarak versin, imza günlerinde kullansın, arşiv yapsın diye. 50 tanesini de yayınevi kendi arşivi için saklıyor. 200 tane kadarı da kitabın sahibi olan şair ve yayınevi tarafından diğer şairlere ve kitabın tanıtımı yapmalarını umdukları, basın-yayın organlarındaki belirli kişilere yollanıyor. 50 tanesi ise, zorl... Devamı

"Ama daha beni tanımıyorsun ki"

2010-09-17 21:39:00

  “Ama daha beni tanımıyorsun ki” Erkek: Senden çok hoşlandım. Kadın: Ama daha beni tanımıyorsun ki. Erkek: … Bu diyalog sayısız erkek ve kadın arasında yaşanmış ve yaşanmaktadır. Kadın “Ama daha beni tanımıyorsun” dediğinde erkek ne diyeceğini bilemez ve bir şeyler geveler. Kadınlar hep erkeklerin kadın ruhunu algılayıp keşfetmek için yeterli çaba sarf etmediklerinden yakınırlar, ama en az bu şikâyette bulundukları erkek kitlesi kadar kendileri de erkek ruhunu algılamak ve keşfetmek için yeterli çabayı göstermezler. Hatta bu konuda erkeklere göre işleri çok daha kolaydır ve bu yüzden tembelliğe meylederler. Doğada diğer tüm canlılarda olduğu gibi insanlarda da erkek kur yapan ve kadın seçen taraf olduğu için kadın anlamaktan çok anlaşılmayı beklemeye eğilimlidir. Kısaca temel fark şudur karşı cinsten hoşlanma düzleminde erkek ve kadın arasında: 1- Erkek hoşlandıktan sonra tanır. 2- Kadın tanıdıkça hoşlanır. Yani, bilimsel olarak da pek çok deneyle ortaya konulduğu gibi, erkeğin doğası gereği görsel etkilenimi kadına göre çok daha yüksektir. (Neden porno filmlerin hep erkekler için çekildiğini, kadınlar içinse ancak çok istisnai örneklerin bulunduğu bir düşünün). Kadının fiziksel olarak çekiciliği görsel açıdan çok daha fazla etkiler erkeği, erkeğin fiziksel açıdan çekiciliğinin kadını etkilemesine göre. Erkek önce bu fiziksel güzelliğin görsel çekimine girer ve böyle başlar hoşlanmaya ve giderek kadını tanıdıkça kadının kişiliği de kendine uyarsa bu hoşlanmanın dozu artar ve hatta aşka dönüşür. Hatta bazen bu görselliğin çok çarpıcı etkisi varsa erkek direkt âşık olur. Zinhar bunu kadına s&o... Devamı

Köpekleşen Şairlerin Anatomisi

2010-07-12 09:13:00

KÖPEKLEŞEN ŞAİRLERİN ANATOMİSİ Yıl 2005. Bir telefon konuşması: Hüseyin Alemdar: Serkan n’aber? Serkan Engin: İyiyim, sağol. Hüseyin Alemdar: Serkan, Enver Ercan’a selamımı söyle, senin şiirlerini Varlık’ta bassın. Serkan Engin: (Gülerek) Ya “arkadaş yakinimdir” diyerek şiir mi bastırılır? … İlk bakışta Hüseyin Alemdar’ın yaklaşımı iyi niyetli olarak genç bir şaire destek gibi algılanabilir ama etik açıdan iğrençtir böyle selamla kelamla, torpille şiir yayımlatmak. Ne var ki onlar için doğal ve sıradandır bu durum. Çarklar böyle işler. Aslında bu, yetenek gördükleri genç bir şairi “çarklara” dahil etmektir, “ehlileştirerek”, bir şiir erkine biat etmesini sağlayıp “köpekleştirme” çabasıdır. Çokları için şiir bir erk alanıdır. Makro ve mikro şiir erkleri ile donatılmıştır şiir coğrafyası. Şiir şeyhleri edindikleri müritlerle güçlerini artırmak ister sürekli. Güçleri arttıkça erklerinin geleceğini garantilemek ve erkin getirdiği rantı yemektir amaçları. Enver Ercan, elinde bulundurduğu Varlık ve Yasak Meyve dergileriyle şiir coğrafyasındaki erk alanından aslan payını götüren kişidir. Bu sayede hemen her şiir yarışması jürisinde rahatlıkla görebilirsiniz kendisini. Köpekleşen genç şair!lerden pek çok müridi vardır, paralarını alıp Yasak Meyve Yayınları’ndan kitabını bastığı. Ödüller vererek, şiirlerini kendi dergilerinde yayımlayarak “ulufe” dağıttığı bu şair!ler sayesinde emre amade kapıkulları beslemektedir. Bir başka erk sahibi de yakın zamana kadar Adam Sanat Dergisi’nin başında olan ve şimdi aynı tavrı Sözcükler Dergisi’nde gösteren Turgay Fişekçi’dir. Gene Hüseyin Alemdar&rs... Devamı

Her Türk Şair! Doğar

2010-05-31 09:03:00

  HER TÜRK ŞAİR! DOĞAR (Tabi Diğer Anatolya ve Trakya Halklarından Olanlar da) Bu ülkede herkes şiir! yazar. Öyle “Her üç kişiden beşi” değil her 3 kişiden 99’u şairdir!. Şiir yazmayana kız vermezler. Şiir kitabı olmayanı kahvehaneye bile sokmazlar, adamdan saymazlar. Bir genç kızının çeyizinin en nadide parçası yazdığı şiir kitaplarıdır. Herkes için yapılması sıradan ve “vatan borcu” şeklinde olmazsa olmaz bir görevdir şiir yazmak. Velhasıl, bu ülkede şiir yazmak en hafif meşrep iştir. Hegel’in sanat disiplinlerinin en üstünü olduğunu iddia ettiği Şiir, bu coğrafyada sanatın orospusudur. Kimse amatörce beyin ameliyatı yapmaya kalmaz ama herkes şiir! yazar… Hegel,  Şiir’i sanat disiplinlerinin en üstünü saymıştır, çünkü Şiir insan imgeleminin en özgürce kullanılabildiği alandır . Diğer sanat disiplinlerinde, özellikle plastik sanatlarda malzeme sanatçı özneyi kısıtlar, ama tamamen soyut nesneler olan sözcüklerin imgeler üzerinden bir ya da daha çok izlek etrafında kurgulanması ile oluşturulan Şiir, sözcüklerin ontolojik yapısı gereği sanatçı özneyi en özgür bırakan alandır ve/ ama bir eserin sanatsal değer taşımasının en temel özelliği olan özgün biçemi Şiir’de kurmak da bir o kadar zordur. Çünkü herkesin kullandığı doğal dilin parçası olan sözcüklerden size ait yepyeni bir üst dil kurmak zorundasınızdır öncelikle. Bu şiir dili hem özgün hem de etkileyici olmalıdır. Arkanızda bulunan, sanat tarihi boyunca denenmiş pek çok yöntem hem size yeni ve özgün dil için üstüne yeni bir tuğla ekleyeceğiniz bir birikim sunarken bir yandan da bu denli çok şeyin denenmişliği sizi... Devamı

Kırık Çırak Şiiri-Serkan Engin

2010-04-14 16:56:00

kırık çırak   kalbimi çekiç yaptım da düzeltemedim hayatımın eğri büğrü kaportasını ezikliğini bana kusuyor ustam üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu kaynak tutmuyor heveslerim dünden yarına kırılmışım ‘senin failin devlettir’ diyorlar ‘üreme bonkörü ailen bir de’ - sahi devlet’e nasıl gidilir abi? dövüyorlar düşlerimin misket mavisini küfre ve tütüne bulandı masumiyetim bir işbaşı bile almadılar abimin küçüklüğüdür giydiğim egzoz dumanı siniyor umutlarımın körpeliğine tebeşir tozu ağartacağına aklımı acının çelik dikenleri batıyor kalbime avuçlarım zaten nasır tarlası - doğru söyle abi bana yakışırdı di’mi ? okul önlüğü mavisiyle kırmızı sırt çantası serkan engin Ünlem Temmuz 2005 2005 Şiir Yıllığı ( Eski Broy Dergisi ) Devamı

Arsız Akrostiş Şiir E-Kitap

2010-02-21 00:36:00
Arsız Akrostiş Şiir E-Kitap |  görsel 1

  Devamı